Archive for the ‘Dereli Kemal Baharatçısı’ Category


  

 yafes-abi-kok-boyasi-yapiyor.jpg

Konya’ya, özellikle Meram ve Dere’ye ilişkin Yazılar yazmak benim için her zaman keyif verici olur. Ne zaman bilip de yazmam gerekeni ihmal ettiğimi düşünsem, kendime haksızlık yaptığım zannına kapılırım.

Dereli Kemal Baharatçısı Yafes Bey’i, ayrı bir kategoriye almak uygun düştü. Çünkü onu Türkiye tanıyor.

Şimdi yayını durdurulan MERAM Dergisi’nin, Aralık 2002-Ocak, Şubat 2003 tarihli 14. sayısında “Dereli Kemal Baharatçısı”, başlıklı yazımı okuyacaksınız. Bir de bu kategoriye Dereli Kemal Baharatçısı hakkında gazeteler ve web sayfalarında yazılanları ekledim.

2002 yılının karlı bir kış gününde, hem oraya has bitki çayını yudumlamış, hem de uzun sohbetler yapmıştık. Yafes Bey’i daha yakından tanıyacak ve müzeye benzeyen işyerini gezmiş gibi olacaksınız.

GELENEKTEN BUGÜNE BİR TARİH KÖPRÜSÜ “DERELİ KEMAL BAHARATÇISI”

Siz , Pir Mehmed Paşa * adını hiç duydunuz mu hiç ?

Peki ya Paşa’nın eseri olan geniş bir avluya sahip medresesini ?

Ya da hepsi bizi bu günlerden alıp, geçmişin uzaklarına yolculuğa çıkaran edrefil, sinemaki, cedvar, rezene, udulkahir, eftimun, mürver, anzarot , asilbent , kunduziye, kara halile, çentiyane, besbase , hiltan civan perçemi kelimelerini?

Kadim bir mekanda bulunup da siz hiç gönül yorgunluğunuzu oralarda bıraktınız mı?

Ben buraya yolum düştükçe uğrarım aziz dostlar. Adı bazen misk kokulu baharat çayı içmek olur, bazen alışveriş, bazen sohbet, bazen de bizleri uzaklara kapıp götüren tarih ve hatıraları yaşamak olur. Burası, gönüller sultanı Hz. Mevlânâ Celâleddin’in ruhâniyetine pek yakın bir yerdedir.

Pir Mehmet Paşa camiinin tam karşısından birkaç merdiven aşağıya inip aynı adı taşıyan 500 yıllık medresenin avlusuna oradan da cümle kapısından içeriye girersiniz. Bu dar, uzun ve üç taraflı otantik mekânın içinde nereye bakacağınıza şaşırırsınız. Yüzlerce çeşit baharat, antika, kök boyalı iplerden dokunmuş halılar, kilimler, gömme dolaplar, peşkirler, porselenler, seramikler, dibekler, kirmanlar, ibrikler, bitki yağları, işlenmemiş onlarca bitki türü, değişik şekillerde imal edilmiş el işlemeleri, aynalar, lâmbalar, şimdi tarihe karışmış el yapımı küçük el aletleri, aromalar, cilt ve vücut bakımında kullanılan cins cins yerli, ithal malzemeler, sırçalar, kınıklar, bitki yağlar, çömlekler ve uzun bir listeye sığmayacak kadar çok şey gözünüze çarpıyor. Avluda satılmaya hazır at arabası ve kağnı bile görmeniz mümkün.

Sizi burada yarım asrı devirmiş tecrübeli bir aktar karşılar. Adı Yafes Sinop’tur. 1996 yılında restorasyonu tamamlanıp kültürümüze kazandırılmış bu muhteşem medresenin işletmesini yapıyor. Konya doğumlu ve alanının Türkiye çapında en bilgililerinden olan Yafes Bey, ilk orta ve lise tahsilinin ardından, Selçuk Üniversitesi’nde üç yıl kadar mimarlık okumuş. Sonra buradan ayrılıp Konya Yabancı Diller Yüksek Okulu İngilizce bölümünden mezun olmuş.

Birlikte koyu bir sohbete dalıyoruz sadece buraya mahsus “bitki çayı”nı yudumlarken. Sohbetimizin konusu da elbette ki işi ve bu otantik mekân oluyor. Yafes Bey, burada 700 den fazla bitki türü ile birlikte binden fazla malzeme satışı yaptıklarını ifade ediyor. Türkiye’de kendi alanında bu şekilde faaliyet gösteren tek işyerinin de burası olduğunu anlatıyor.

yafes-abi1.jpg

Baba mesleği aktarlık ile 22 senedir meşgul. Rahmetli babası bu işe 1940’ta başlamış. Eski buğday pazarında bir aktar dükkânı açmış. O yıllarda Konya’da baharat işini babasından başka oğlakçılar diye birisi yaparmış. Bu anlamda babasının işinin ilklerinden olduğunu söylüyor. Çocukluk yıllarında onun dükkânına yardıma gider, köylülerin getirdiği çamurlu bitki köklerini temizlermiş. O zamanlar şimdiki kadar bitki türü yokmuş. Askerlik dönüşü de bu işi meslek olarak icra etmeye karar vermiş.

Pir Mehmet Paşa medresesinin restorasyon işini soruyorum Yafes Bey’e. “1996 yılından önce burası harabe bir haldeydi” diyor. “Medresenin işe yarar hücreleri içeriden duvarlarla ayrıydı ve dericiler, kalaycılar helvacılar ve tamirciler çalışırlardı. Anıtlar yüksek kurulu buraya bina yapılmasına izin vermedi. Onlar buranın ya aslına uygun olarak düzenlenmesini veya olduğu gibi kalmasını istemişlerdi. Çünkü burası birinci derece sit alanıdır. Neticede ilgili makamlardan alınan izinlerle medresenin restorasyon işini Hayra Hizmet Vakfı üstlendi ve aslına uygun şekilde 1996 yılında tamamlandı. Dolayısıyla buranın mülkiyeti de vakfa aittir. Hücrelerin dış avluya bakan kısımları Sille taşıyla kaplandı. Toplam alanı 17 x 17 metrekaredir. Vaktiyle medresenin 32 adet hücresi varmış ve öğrenciler bu hücrelerde kalırlarmış. Her bir Hücrenin alanı 2,5 x 2,5 metrekare ve bu tonoz yapılarda yükseklik 2.70 m.dir. Eskiden içeriye basamakla inilirdi. Avlunun dolgusu sebebiyle şimdi hücreler zemin seviyesinde kaldı. Zâviyenin çevresinde bostanlıklar, aşevleri, hamamlar, yatakhaneler varmış, zamanla da zaviyenin müştemilatı bakımsızlıktan yıkılmış. Restorasyon öncesi sadece kapı ve pencere yerleri belliydi. Seksenli yıllarda Avlunun orta yerinde de bir şadırvan vardı. Şimdi cami ile medrese arasından geçen yol da zamanında yoktu.”

Hücrelerin sağ kısmında kalan bölümlerinde yüzlerce çeşit baharat bulabilirsiniz. İşyerinin en hareketli kısmı da burası. Doğal beslenme yöntemlerini tercih eden müşteriler ihtiyaçlarını buradan temin ediyorlar. Kimi elinde bir listeyle geliyor, kimisi de tercihi ustaya bırakarak şifa arıyor. Yafes Bey, yılların tecrübesiyle soranları mesele neyse dinliyor ve ona uygun bitkileri tavsiye ediyor. İsteyen müşteriler içinse bitki kökenli merhemleri, şekerden kansere kadar bir dizi işlemden geçmiş karışımları kendi eliyle imal ediyor. Bunu yaparken de şifanın öncelikle ve mutlaka doktorlarda, hastanelerde aranması gerektiğini, bu işlemin kanuni olmadığını da ihtar etmeden geçmiyor.

Son yıllarda alternatif tıbba çok rağbet edildiğini hepimiz biliyoruz. Bütün imkânlarını seferber etmelerine rağmen insanımız çareye ulaşamazsa bu tür alternatifleri değerlendirmekten başka çare bulamıyor.

Yafes Bey’e herbalist olup olmadığını soruyorum. “Benim işimin adı aktarlık” diyor. Herbalist, işin teknik kısmını icra edenlere denir.” Dünyanın birçok ülkesinde son derece ciddiye alınan bu meslekte bizim yeni olduğumuzun altını çiziyor. Bazı üniversitelerin meslek yüksekokullarında iki yıllık bir eğitim veriliyormuş. Çumra’da Selçuk üniversitesine bağlı “Tıbbi Ve Aromatik Bitkiler” adında iki yıllık bir yüksekokul açıldığını ve bir çok öğrencinin işyerinde stajyer olarak çalıştığını ifade ediyor.

Hücrelerin sol kısmında kalan bölümlerde ise benim favori ürünlerim olan halı ve kilimler yer alıyor. Muhteşem güzellikteki halı ve kilimlerin en dikkate değer özelliği kökboyalı ipliklerden yapılmış olmaları. Bu konuda da şu bilgileri veriyor usta: “1985’lerden beri süre gelen bir geleneğimiz var. Kökboyasının temel malzemeleri olan bitkiler civar köylerden geliyor. Ben de bunları boya kazanlarında bir takım işlemlerden geçirip kökboyası haline getiriyorum. Halı ve kilimlerin dokuma işlerini de yine civar köy ve mahallelerde yaptırıyorum. Konya’nın merkezindeki Sedirler, İşkalaman ve Kovanağzı gibi mahallelerde bazı aileler geçimlerine evlerindeki tezgâhlarıyla katkıda bulunuyorlar. Yani tezgâhlarda dokuma işi bize ait değil. Eskisi kadar olmasa da dokuma devam ediyor. Geçim derdi yüzünden diğer sektörlerde olduğu gibi bu sektörde de azalma var. Siz sözgelimi elde üretilmiş bir halıya talipli iseniz, makine malından yaklaşık beş kat daha fazla ödemeye rıza göstermiş olursunuz. İmal ettiğimiz dokumaları burada bazen perakende olarak satarız çoğunlukla da İstanbul’a göndeririz. Oradan iç ve dış piyasalara dağıtımı yapılır.”

Gömme dolaplara istif edilmiş bazı eşyalar dikkatimi çekiyor. Karşımda duran kahve çekme makinesi Fransız Peugeot’a aitmiş. 150 yıllık çalışır durumdaki bu makine için içeriden dışarıdan talipliler çıkmış. Birlikte, 700 yıllık bir demliği, 400 yıllık kını gümüş işlemeli bir kılıcı, ne zaman yapıldığı belli olmayan ancak yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğu anlaşılan bir Selçuklu seramiğini inceliyoruz. Avludaki en eski eserler ise hala sağlam birkaç büyük küp ve altı delinmiş bir taş dibek. Bunlar tam 1200 yılı devirmişler. Bu malzemelerin yaşları hakkındaki bilgi de işin uzmanlarına ait.

Yafes Bey pek çok çırak yetiştirmiş. Şehirdeki aktarların çoğu işi ondan öğrenmişler. Hatta Kendi kızı Azize’nin de Kerkük Caddesinde “Alize” adında şirin bir aktar dükkânı var. O da gereken malzemeyi ve bilgiyi babasından temin ediyor.

Yafes Sinop, elektronik ticaretin geleceğine inanmış birisi. İşyerinin “www.şifaci.com” adlı bir internet sitesi var ancak krizin olumsuz etkisi yüzünden birkaç zamandır güncellenememiş. Siteyi yeniden yapmayı umduğunu belirtiyor. Altı yıldan beridir de yerel televizyonların hanımlara yönelik sabah programlarına ve radyolara konuk oluyor.

Evet dostlar, “Dereli Kemal Baharatçısı”na uğrayıp isterseniz oraya has nefis baharat çayını, isterseniz kömürde demlenmiş doyumsuz Karadeniz çayını yudumlayabilir, buranın günlük meşgalelerini unutturan otantik atmosferinden yararlanabilirsiniz. Kim olduğunuz, nereden gelip nereye gittiğiniz hiç önemli değil. Rakipsiz bir çay tiryakisi olan Yafes Bey’le muhabbet ederken, baharata, bitkiye, halı ve kilime, antikaya, süs eşyalarına, velhasıl birçok şeye dair sorular sorabilir ve Türkiye’de benzeri olmayan bu harika yeri görmeye gelebilirsiniz.

Yafes Beye samimi muhabbetinden ve verdiği bilgilerden dolayı teşekkürlerimi sunup ayrılıyorum “Dereli Kemal Baharatçısı”ndan…

Meraklısına Not : İrtibat için tel : 0 332 351 18 87

PİR MEHMET PAŞA HAKKINDA:

* Aslen Aksaray’lı olan Pir Mehmed, devrinin üniversitesi sayılan medresede en seçkin hocalardan ders almış, kadılık memuriyetini seçmiş, Sofya’da, Galata’da, Silivri’de kadılık, Fatih’in İstanbul’daki imaretinde mütevellilik yapmış, II. Bayezid’in son zamanlarında defterdar, Yavuz zamanında vezir ve Mısır’ın fethinden sonra vezir-i âzam olmuştur.

Başarıları ve isabetli siyaseti ile Yavuz’un sevgisini kazanmış ve ona üç sene sadrazamlık yaptıktan sonra üç sene de Kanunî ’nin vezir-i âzamı olmuş, 939 H., 1532 M. yılında vefat etmiştir. Rivayete göre Kanunî, babasından devraldığı bu büyük adam huzura girdikçe ayağa kalkardı. Osmanlı Ülkesi’nin pek çok yerinde hayır eserleri yaptırmış ve onları yaşatmak için önemli kaynaklar ayırmış, vakıflar kurmuştur. (Ayrıntılı bilgi için bkz. İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi, Enes Kitap sarayı Yay., II. Baskı, Ankara, 1997 )