Tükenmekte Olan Suyumuz ve Kuraklık 2


KONYA KAPALI SU HAVZASININ DURUMU

Dünyanın sayılı yeraltı su havzalarından olan Konya su havzasını besleyen büyük bir ovaya sahip olan Konya’nın çevresindeki dağların zirveleri ovası eskiye nazaran daha az kar ve yağmur alıyor. Bu dağlara ovalar fazla kar ve yağmur düşmeyişinin zararını da tabiî ki Konya kapalı havzası günden güne suyu çekilerek zarar görüyor. Günümüzde lüks ve sorumsuz yaşamayı yeğleyen insanoğlunun bilinçsiz ve sorumsuzca su kullanımının yanında atmosfere verdiği zararlar ozon tabakasının delinmesi küresel ısınmadan kaynaklanan kuraklık neticesinde artık adeta geleceğimizi yok etmeye gelecek neslimize çölleşmiş verimsiz kuraklaşmış bir Anadolu torağı bırakacağımıza doğru gidiyor zannederim.

Zaten kurak geçen son dönemlerden dolayı az yağmur ve kar düşen bölgemizde havzayı besleyen ana damarlarımız olan çaylar. Dereler, ırmaklarında gerek barajlar yapara gerek göletler bağlayarak az olan sularında önü kelsince havzanın damarları kuruyor.

Özellikle 1950 yıllardan sonra köyden şehre göçün hızla gelişmesi ile insanlar bir anda üreticilikten tüketici duruma geçerek şehirlerde su tüketimi elektrik tüketimi ekmek tüketimi ve diğer birçok ihtiyaç maddelerinin hızla tüketilişi şehri idare edenleri de zor durumlarda bırakıverdi.

Geçenlerde bir TV programında Koski (Konya su kanalizasyon idaresi) Genel Müdürü Ahmet Sorgun beyin konuşmasını dinledim.Sayın Sorgun konuşmalarını ihtiyatla seçmeye çalışarak “Konya’mızın içme suyunu % 85 oranında yer altı sularından yani kuyularla sağlıyoruz kalan % 10-15’ni de Altınapa barajı ve öz kaynak sularımızdan temin etmeye çalışıyoruz. Suyu daha düzenli ve istikrarlı israf etmeden kullanmalıyız” diyerek uyarıyordu halkı.

Yani su asla israf edilmemeli idi bunu dinimiz de böyle emrediyordu, sadece suyu değil her şeyi israf etmeden kullanmalıydık

Dinimizde israf haramdı, hatta kapınızın önünden akıp gitmekte olan bir çaydan abdest alsanız bile yine de suyu itinalı kullanın asla israf etmeyin diyordu yüce dinimiz.

Artık bakınız öyle bir duruma geldik ki kullandığımız suları arıtarak tekrar insanların kullanımına kazandırmak için durmadan çaba sarf ediyoruz bununda bedeli ne yazık ki ülke ekonomisine çok ağıra mal oluyor. Ankara Kızılırmak tan medet ararken bizde Göksu dan medet bekliyoruz..

Eskiden bol bol kullandığımız sular aklıma geliyor da 50 yıl öncesini nasıl arar olduk hey gidi günler hey demeden kendimizi alamıyoruz.

Peki, yöneticilerin bunca uyarısına ve dinimizin suyu israf etmeyin diye kesin emrine rağmen bizler uyuyormuyuz? Bence ne yazık ki hayı, Bu güzel ulamalar âlimler ve Mevlanalar şemsler şıh sadreddinler şehri Konya mızın her semtine bu şehre hizmet edenler yüzlerce tatlı su çeşmeleri kazandırmışlar bunların vanalarını açık bırakmayalım bu çeşmelerde halı kilim yıkamayalım araçlarımızı yıkamayalım diye de tembih olmasına rağmen hiç bunlar uyan yok yukarda denenlerin hepsi yapıldığı gibi üstelik eğer bahçesine yakın ise gece hortum bile takıp bahçe sulayabiliyoruz. İnsan oğlu bu kadar sorumsuz bu kadar gaddar bu kadar bindiği dalı kesen bir ahmak olamaz. İnsan geleceği ve geçmişi ile yaşar gelecek neslimize çölleşmiş ağaçsız susuz kurak bir ülke bırakma konusunda sanki birbirimizle yarış halindeyiz. Yapmayın etmeyin ne olur sonra ardımızda bırakacağımız neslimizden dua yerine beddua alırız.

Birde idarecilere şu kaçak kuyular konusunda bir uyarı yapmakta fayda görüyorum.

Şehrimizin bazı semtlerindeki zenginlerimiz üç yüz beş yüz metrelik bahçesinde açtığı kaçak bir kuyudan sebze ve ağaç bile sulamadan ziyade sadece kendi özel zevklerini tatmin için şarıl şarıl bir yıl boyu o suları havuzlara akıtıp israf ederek.

Çocuklarının havuzda yüzmesini su ile oynamalarını sağlamak ve zevklerini tatmin için bu suları israf edip gelecek neslin istikbalini karatmaya hakları yoktur sanırım. İşte bu binlerce kaçak kuyuların kapatılması da bu yeraltı havzasını rahatlatacak ve bizimde geleceğimizi rahatlatacak sanırım. Daha güzel günlerin daha bol sulu yılların gelmesi dileği ve duasıyla. Saygılarımla

SUYUMUZ

Bu yağan azıcık kar bizi aldatmasın

Hiç kimse suya sakın hor bakmasın

Sularımız asla boşa denize akmasın

Onsuz dünyada bir yaşam düşünülemez

Gelin suyun kıymetin iyi bilelim

Ona gereğinden çok değer verelim

Rabbimizden hayırlı su dileyelim

Dünyada susuz bir yaşam düşünülemez

Ne kadarda bol kar ve yağmur yağsa

Sular çekilmiş yerin altında havzada

Dönüşü olurmuş derler otuz altı yılda

Bunları beklemeye ömrümüz yetmez

Suya bağlıdır bütün yiyip içeceğimiz

Onunla sağlanır dünya geleceğimiz

Neslimize bizler neyi hediye edeceğiz

Asla suyun değeri para ile ölçülemez

Su olacak şu dağlara yağan o karlar

Onu toprağın bağrında saklar ormanlar

Yazın sıcağında aç toprağa sunarlar

Din emridir sakın suyu israf etmeyiniz

Şair İsmail der ki benim kötüdür huyum

Hiç su vermez oldu yeraltından kuyum

Teneşirde bile beni temizleyen suyum

O can suyu ile son nefesimizi vermeliyiz

İsmail desteli 19 Şubat 2008

Kaynak:http://www.memleket.com.tr/author_article_detail.php?id=6918

Tükenmekte Olan Suyumuz ve Kuraklık I


İsmail Detseli yazdı:

Bugün dünyamızın ve ülkemizin son yılların en hayati en önemli sorunu olan kışın tam ortası zemheri den az bir kar yağışı ve hamsinde de ona benzer bir kar yağışı alan ülkemizin bilhassa Anadolu nun verimli toprakları bir çok yörelerinde yaşanması muhtemel susuzluk ve kuraklıktan bahsedeceğim. Allah a şükür verdiği her damlaya minnettarız ama bir gerçeği her zaman göz ardı edemeyiz oda artık su fakiri bir ülke olup israftan kaçınmamız gerektiğini.

Değerli okurlarım benim çok sıkça kullandığım bir cümle vardır oda şudur. Biz ve bizden daha yaşlı olup ta yaşayan insanların çoğu kurak yılların insanlarıdır derim. Bu ne demektir? Ben 1910 lu yıllardan 1950li yıllara kadar nasıl bir hayat yaşandığını bilmem ancak, o zor yılları yaşayanlardan dinlediklerimi aktarmaya çalışacağım. O yıllarda yokluk kıtlık çokmuş biz 7 sene poyraz ekmeği yedik derlerdi atalarımız. Bir akrabamız vardı. Merhume Fadimana yenge o çok kullanırdı bu poyraz ekmeği sözünü babam rahmetlide derdi ki. Oğlum ben yeni yetiştiğimde aklım ererken 4-5 yaşlarımda öyle bol bol ekmeğimiz olmazdı. Anam rahmetli ellere el işi yapardı onlarda bize kuru ekmekleri verirlerdi. Onları taşlarla ezerdik anam bize sulu pilav yapar kuru ekmekleri de o pilavın içine doğrar yerdik teknemizde bol ekmek olmazdı der ve ağlardı. Kurak yıllar derken şunu kastediyorum. Yıllar iletişimde kurak teknolojide kurak üretimde kurak bilim ve teknikte kurak, giyim kuşamda kurak yani biz işte o yılların çocukları olduğumuz için kurak yıl çocuğuyuz diyoruz.

Yoksa benim aklım erdiğinden beri şu son on yıl hariç 1974 yılında biraz kuraklık yaşadık diğer yıllar bol karlı kışlar bereketli bahar ve yazlar olurdu. Dağlarımızdan kaynak sular şarıl şarıl akar inerdi. Şimdi her yerde gözle görülür ve ciddi bir su azalması var. Gelin biz poyraz ekmeğini dile getirelim. Anlatılanlara bakılırsa 1910 ila yirmili yıllar zaten ülkemizi ordularımız her cephede savaş içinde yedi düvel üstümüze saldırmış yağışlar nasıl bilinmez o zamandan böyle kuraklık yaşanmış mı kayıtlarda var mı bilmem ama

Zaten yağış olsa ne olacak toprağı işleyecek genç nesil harp meydanlarında. Teknoloji kıt kara saban at ve öküzle toprak işlenip ekim yapılıyor. Orduya ekmek malzeme lazım o yüksek gediklerdeki taşlı ve poyrazın çok estiği tarlalara ekinler ekiliyor yağış olmazsa biraz başak veren ekinler kavrama orakla ve el ile yolmak suretiyle hasat ediliyor. İnsanlar çok çalışıp yarı aç yarı tok kıt kanaat geçiniyor. Eskiler her yüz yılda bir kuraklığın yaşanmış olacağını eskilerinde onlara anlattıklarını söylerlerdi bizde acaba öylemi o yıllarımı geriye geldi tarih tekerrür mü ediyor diye endişe ediyoruz etmekte de haklıyız.

Bu günkü tehlike o günkünden daha fazla neden? Dünyada bir küresel ısınmadan bahsediliyor ve gerçekler meydanda görünen köy kılavuz istemez.

Şöyle son on yıldır olanlara hele şu günlerde yaşananlara bir bakınız dünyada ülkemizde hatta şehrimiz Konya da çok değil 150-200 km lik mesafelerde bile bir tarafta oldukça kuraklık hüküm sürerken diğer yanda çok yakın yerlerde sağanak yağmurlar ve dolu yağışından sel baskınları ev ve can mal kayıpları yaşanıyor bunlar birer afatı arazidir.

Hoş bizden 10-20 yaş kadar büyüklerimizde bir çok kıtlıklı yıllar yaşamışlar. İkinci dünya harbi patlak vermiş daha yıllarca harp etmiş birçok badireler atlatmış genç cumhuriyetimiz tam burnunun dibinde. Hatta içersinde denecek şekilde cereyan eden harplere hazır olmak ve halkın gıda ihtiyacını garantiye almak için ekmeği karne ile yedirmiş insanların kaldırdığı hasadını daha harmanda öşür olarak almış kıtlığa darlık eklemiş insanlar çok zor ve aç yıllar yaşamışlardır.

Gelelim şimdiye Allaha şükür her şeyimiz var teknoloji iletişim tarımsal teknik makineler her şeylerimiz yerli yerinde ama neyimiz yok huzurumuz yok. Şimdiki gençlik her şeyin çoğuna ve giyimin yiyimin tekniğin son çağ araçlarının bilgi çağının zirvesinde acaba maazallah eskisi gibi bir darlık vukua gelse ne yaparlar diye biz eskileri tedirgin ediyor.

Hele en çok üzerinde durmamız lazım olan SU meselesi daha çok azami dikkat ister çoğu kereler yazıp anlatmamıza rağmen yinede israftan kaçınmadığımız maalesef her yerde kendini gösteriyor. Biz yine uyarmaya devam etmeliyiz çok yarın eyvah demeden bu gün biraz daha üzerinde durmalıyız bilhassa su nimetini sorumsuzca harcamamalıyız atalarımız ne güzel söylemiş damlaya damlaya göl olur damlacıklardan sel olur. Ayrıca içimizden bin yıldır beraber birlik ve beraberlik içinde yaşadığımız savaşlarda atalarımızın omuz omuza çarpışıp kucak kucağa şehit düştüğü kardeşlerimizin. Dış güçler tarafından kandırılarak sadece kendi çıkarları uğruna silah ve mühimmat vererek din kardeşleri birbirine kırdıran vurduran ve terör denen bir baş belasını üzerimize salan Kürtler ve Türkler birbirini öldürürken sinsi bir sırtlan gibi dişlerini sırıtarak bize gülmesi bizim aklımızı başımıza tez getirmeli. Ve bu duruma bir son vermenin çareleri aranmalıdır. Yoksa onlar böyle sırıtarak gülerken bizlerden çok yiğitler toprak olacak çok analar ağlayacak çok yuvalar yıkılacak Allah bizlere Kürtlere ve Türklere akıl ve feraset versin yanlıştan çabuk dönelim. Ayrıca ülkemize, suyumuza, ekmeğimize ve geçmişimize iyi sahip çıkalım. Ve bir su şiiri ile bitirelim yazıyı Saygılarımla

Konya’nın Tükenen Hayat Kaynakları


 

meramderesi.jpg

İsmail Detseli, geçmişten bugüne tükenen Meram Çayını ve derelerini yazdı…

Bugünkü yazımda Konyamız için çok önemli olan bir konuya değineceğim. Konya’nın can damarı sayılan ve asırlardır Konya yeşilliğine hayat veren, hatta türkülere konu olan tarihi Meram çayının ne gazel suyu, ne güzel suyu kaldı. O şakır şakır ırmaklardan akarak tarlaya bahçeye bağa ağaca ekine çimene hayat veremiyor oluşunun hazin hikayesi… Şimdi sadece insanların midesine hizmet eder oldu bu güzel çayımızın güzel suyu.
Meram çayı yıllarca Meram’ın, Dere’nin Lalebahçe’nin Dörtokka’nın Harmancık’ın Karahüyük’ün Hasanköy’ün bahçelerine hayat verdi, hatta Sedirler’den Keçeciler’e kuzeyde Yaka’ya ve Hocacihan’a oradan Araplar’a kadar uzanıp sebze ve meyveye lezzet kattı. 1995 yılı itibarı ile önüne gem vurulmuş. Ve bu hizmeti artık sebze meyveden insanlara yönelmiş. İşte Meram’ın yeşilliği türkülere konu eden bu çayını 1967 öncesi baraj yapılmadan ve bir de baraj yapıldıktan sonrası diye ikiye ayırmalıyız. Önce gelin barajdan önceyi ele alıp çayın beslenme kaynaklarını öğrenelim aslında beslenme kaynaklarında şimdide pek kayda değer bir değişiklik yok ama ne var ki. O günün bereketli yağmurları ve dağlarda yayılan sürülerin bıraktığı doğal gübrelerin bu çay vasıtası ile Konya’ya akarak Konya bağ ve bahçelerine serpilip o doğal hormonsuz sebze meyveye ekine bağ bahçeye hayat verişi bir başka idi. En basit örneği de Karahüyük, Harmancık, Lalebahçe, Durunday, Meram ve Dere gibi yerlerde yetişen o leziz Selbasan kavunu, karpuzu, sebze meyvesi idi. Sonra 1967’de Altınapa barajı olarak suya gem vurulunca Konya’ya sel olup gelmesi de bir nevi önlendi. İşte Konya’da adı sık sık duyulan Çakılırmak, Uluırmak, Tırılırmak gibi ırmakların varlığı da artık birer mazi oldu. Önce barajı besleyen dereleri, dağları, çeşmeleri ele alıp, tanıyıp sonra da Konya’daki Meram çayından dağılan ırmakları ve çayları, yaşanan anıları ele almaya çalışacağım. Bendeniz bu konuda büyük bir şansa sahip oldum, Allah’a hesapsız şükürler olsun. Bu barajımızı besleyen dağları ilçeleri ve köyleri çok gezme fırsatım olduğu gibi Konya’nın merkez ilçelerini ve köylerini de uzun yıllar gezme fırsatı buldum. Bu yeşillikle Konya’nın dünyada isminden söz ettiren Meram’a has bir Konyalı kız türküsü buraya uygun düşer değil mi?

Konyalı Kız
Yeşil olur şu Konya’nın Meram’ı

Konyalı kız depreştirdin yaramı

Ayrılığın oku da girdi bağrıma aman

Karlı dağlar yarla açtı aramı

Yüce dağlar yarla açtı aramı

Konyalı kız edalı kız

Yaktın beni belalı kız

Var git çoban var git halimi bildir

Sensiz sona erdi Konya’da bıldır

Ya gel ya beni yanına aldır

Karlı dağlar yarla açtı aramı

Yüce dağlar yarla açtı aramı

Konyalı kız edalı kız

Yaktın beni belalı kız

Bu güzel Konya türküsünden sonra barajın su besleme kaynaklarına gelirsek… Konya’dan baraja varmadan sağa ayrılan yol, beslenme kaynaklarına doğru bizi taşır. Sulutas köyünün batısından doğan bir dere ile başlayıp Küçükmuhsine deresi ve pınarları Ulumuhsine köyü deresi ve pınarları ile yol üstünde bulunan sayısız çeşmeleri geçip en büyük su kaynağına sahip Başarakavak beldesine gelinir. Burayı geçince sol tarafta güneye doğru 7 km içeride bir vadide bulunan (Bulamas) Dilekçi Akpınar aynı köy üçü de (Sadece bu isimleri almıştır) buranında su kaynakları oldukça zengindir. Buradan geç sağda Tepeköy deresi var ama pek verimli değildir su açısından buranın yaylası olan Uzundere yaylasının da suyu yine bu baraja akıyor, solda yine Zaladın (Selahaddin) köyü deresi ve Kalburcu (güneyköy) dereleri de çok zengin su kaynaklarına sahip çaylardır. Bu verimli dere kıyılarında çokça bulunan kavak ve söğüt ağaçları suyu bir nebze engellese de yine de beslenme kaynağı olarak çok mühim derelerdir. Buradan geçelim en verimli dere olan Mülayim deresine… Mülayim köyü deresinin kökeni Derbent’in yüksek dağları olan Temmuz’un 15’ine kadar kar tutma özelliğine sahip yüksek dağlardan aldığı şifalı suları yıl boyu Altınapa barajına akıtır. Yolumuz Mülayim köyüne dönmeden eskiden yol kenarında dereye nazır bir değirmenin varlığı da bu derelerin Yeniköy çayı Hasaniçi koruluğundan inen dereler Sığırcık deresinin değirmen döndürmeye muktedir bir dere olduğunun kanıtıdır. Bu, Derbent’in doğu dağlarının eteklerine varıncaya kadar sağlı sollu verimli ve bol kar tutan dağlarda baraj sularının beslenme kaynağıdır.

Dutlu, Çayırbağı, Mukbil, Beypınarı ve Kırankaya
Şimdi barajın sadece öz kaynaklarının ana damarlarını belirttik ama bunlara ilaveten bir de bu yolun Beyşehir’e doğru barajın sol tarafındaki dereler ve su kaynaklarından söz edersek…
Tarlalarının çoğu baraj içinde kalan bir köy var: Değirmenköy… Bundan 20 sene kadar önceleri bu köyde yaşayan insanlar vardı. Çok da şirin bir Anadolu köyü niteliğinde idi köy.. “Şimdi kimse kalmamış” dediler, beni çok üzdü bu durum. Bu köyün dereleri ve Ulumuhsine köyünün güneyinden akan dereler Kızılviran Dinlenme Tesisleri’nin bulunduğu Erol Güngör Çeşmesi’nden doğuya bakan güneydeki Loras dağının devamı niteliğinde olan ama esas adının Çamurlu İyret olarak bilinen dağlardan akan dereler ve bol karların bulunduğu tepelerin ve Loras’ın eteklerindeki Eberdes yaylasının dereleri Salalı yaylası yanından yine baraja bol ve verimli sular akıtarak barajı besler dedikten sonra barajdan dereye doğru az ama verimli bahçelere inelim ve ilk Konya’da elektrik üreten santralin bekleme evine doğru gelelim.

Dereden inerek Meram’a vasıl olan çay, yıllar öncesi Meram’ın yeşil tepelerini motopomplarla sulayarak Tavusbaba’dan ta Dutlu’daki askeri atış alanına kadar bir yeşil dokunun da ana su beslenme kaynağı idi. Son yıllarda bu tepeleri gezenler zaten kilsi torağa sahip ama burada suyun verdiği güçle ayakta duran ağaçların nasıl bir hal aldığını yakından görüp çok üzüleceklerdir. Daha Meram’a inmeden Dere Mahallesi’nin içlerinden ayrılan ırmakla Huzurevi’nin ve eski Göğüs Hastanesi şimdi Tıp Fakültesi’nin üstünden de geçerek ta Hocacihan bağlarını sulayan ırmaklar Yaka’ya, Aşkan’a akan ve buralardaki bahçe bağlara hayat veren ırmaklar 1950-60’lı yılların ve daha sonraları çok evin yapılması ile aralarda yine de birer parçada olsa bahçe olarak hizmet eden yerleri sulaması hep zihinlerimizde birer hatıra olarak kaldı…
Gelelim Meram Çayı hatıralarına ve o çaydan Konya ortalarına Meram yöresine ve Lalebahçe Karahüyük, Harmancık, Durunday, Hasanköy, Kovanağzı Ve Tırılırmak Uluırmak’tan Karaaslan ve Saraçoğlu’na kadar uzanan kanal ve ırmaklara ve oralarda yaşanan anılara. Ben Meram yöresine daimi ikametli olarak 1978 yılında geldim. Ondan evvel de köy yolumuzun üzeriydi ve zaten semtin yabancısı da değildim.
Lalebahçe’de tuttuğum 6 dönümlük 15 bin metrekare tarla ve bahçeyi ekip dikmek içindeki kayısı armut elma gibi her çeşit meyveden faydalanmak için tabiî ki suya ihtiyacımız vardı. O yıllarda bu semtlerde o kadar sık evler yoktu. Her taraf bahçelik bağlık kocaman bağ puştaları vardı. Bir bağa su girdi mi o koca ırmağın suyu en az 24 saatte ancak sular çıkardı bağlardan. Bunları sulamak için de zaman ve arkadaşlık lazımdı. Biz de mahalleden 6-7 arkadaş birleşirdik ve giderdik meram çayına bent bağlayıp su tutmaya.

Mahalle sakinleri birleşerek nöbetleşe Meram çayında kepenek ve paltolarla yatar, bir kısmımız bendi yıkmasınlar diye beklerken bir kısmımız yolda ırmak takibi yapardı. Bir kısmımızda tarlasını bahçesini sulardı sulama işi biten bir öbürüne haber verirdi. İki, üç, beş gün yardımlaşarak sulama işini tamamlardık. Şimdi bizim ırmak çaydan tutulduktan sonra eski yolu takip ederek gelir Ayanbey köprüsünün karşısından girer orada bir kolu ayrılıp Durunday Anasultan mezarlığının altından Sırrı Sandıkçı’nın bağından Karayühüyük’ün içlerine kadar gider ve Alakova’ya doğru uzardı.

İkinci ayrımı Çakılırmak tarafına gider yine Durunday’ı içine alarak Çakılırmak’tan bir kol daha ayrılır Lalebahçe okul sokağını takiben bahçeleri sulayarak Harmancık yöresine giderdi. Üçüncü ayrımı ise Kazanbendi’den ayrılır bir kısmı Gözönü Çiftliği’nden devam ederek Selbasan’a kadar gelirdi. Bir kısmı da Harmancık sokağını takiben bir kaç kola daha ayrılırdı. Bütün yöre halkı da bizim gibi imece yaparak sulardı, bahçesini tarlasını. Bu ırmakların bakımcısı ve idarecisi olarak baraj yapımından önce de sonra da aşağı yukarı her mahallenin birer havalası yani su sırası gelenlere haber verip onların bağ bahçesini sulamasını sağlayan kişisi vardı. Havala yani havale eden manasına adlandırılan kişilerdi bunlar. Onlar her bağı bahçesi olanın yerlerini bilir ona göre sahiplerine haber verirdi…
Bir gece evimi sular basmış
Bir sabah kalktım ki bizim evi sular basmış. Bahçe içerisindeki evimin temellerinin üzerine kadar su dolmuş. Gece Harmancık’ta imece yapan birkaç kişi sen evvel sulayacaksın ben sulayacağım diye tartışmışlar. Meram çayından çokça tuttukları suyu paylaşamamışlar. Biri gece çıktığı gibi bizim ırmak boyundaki bütün avgas saclarını çekip bizim bahçelere suyu verince sabahlara kadar akan sudan bahçeler dolmuş, evlerimizi de sular basmış. Failini de bulamadık o zararı çektik sineye…

Bunları da çok yaşardık. Eğer ben bu ırmakların bütün hepsini yazıp kollarını ayırsam sayfalar yetmez. Yalnız şunu ifade edeyimki Meram’ın Lalebahçe’nin Karahüyük’ün Harmancık’ın hatta Konya’nın hayat kaynağı bitti, gitti. Bununla beraber tabi yeşillik de bitti. Allah Konya’nın ve Konyalılar’ın sonunu hayretsin. Saygılarımla

 

Konya’nın Meramdere’deki Tatlı Su Kaynakları


 

bey1.jpg

…foto: Beypınarı. Su kaynağı bitmek üzere. Mayıs 2007…

1989 yılına kadar şehir merkezindeki birkaç çeşmede ve bazı bölgelerde (Lale bahçe, öğretmen evleri, vb.) akan pınar sulan 1989 yılında yapılan bir projeyle normal su şebekesinden ayrı çalışan, yeni döşenen çeşitli cins ve ebatta 300.000 m.lik bir şebekeyle mahallere yapılan 644 adet tatlı su çeşmesiyle tüm Konya halkının hizmetine sunulmuştur.
Şehrimiz halkının hizmetine sunulan 44 adet tatlı su çeşmesinin beslendiği beş ayrı tatlı su kaynağı bulunmaktadır. Bunlar Çayırbağı, Dutlu, Kırantaya, Mukabil ve Beypınarı tatlı su kaynaklarıdır.

Dutlu Kaynağı:
16. Yüzyılda Yavuz Sultan Selim zamanında şehrin içme suyu İhtiyacının karşılanması amacıyla 12 km uzaklıktaki Dutlukırı mevkiinden şehre isale edilmiştir. 1937 yılında Dutlu isale hattı pik boru olarak yenilenmiştir. Daha sonra 1986-1987 yıllarında yapılan çalışmalarla debisi artırılmış ve boru hattı 400 mm olarak büyütülmüştür.
Dutlu kaynağının debisi :57 lt/sn , suyun sertliği: 19 Frs. dir.

muk1.jpg

…foto: Mukbil. Dışarıya akan bir damla su yok. Mayıs 2007…

Mukbil Kaynağı:
Alaaddin Keykubat döneminde Beypınarı kaynağı ile birlikte 10 km lik bir hatla şehre isale edilerek Havzan’ da yapılan bir depoda biriktirilmiş, buradan şehre içme suyu olarak verilmiştir.Bu kaynağın isale hattı 1924 yılında 0 175 mm’ lik pik boru olarak yapılmış, 1990 yılında Koski Genel Müdürlüğü tarafından isale hattı yenilenmiştir.
Mukbil kaynağının debisi :9 lt/sn, suyun sertliği: 16 Frs. dir

Beypınarı Kaynağı:
Alaeddin Keykubat döneminde Mukbil kaynağı ile birlikte şehre getirtilmiştir. 1990 yılında yapılan çalışmalarla isale hattı yenilenmiş ve debisi artırılmıştır.
Beypınarı kaynağının debisi: 13 tt/srî, suyun sertliği: 16 Frs. dir.